Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu
 

Go Back   Forum27 - Türkiye'nin En Büyük Forumu > Yaşamın İçinden > Parapsikoloji > Tekrar Doğuş

Cevapla

 

LinkBack Seçenekler Stil
  #1  
Alt 13 September 2009, 14:41
Senior Member
 
Kayıt Tarihi: 27 August 2009
Mesajlar: 638
Konular:
Aldığı Beğeni: 0 xx
Beğendiği Mesajlar: 0 xx
Standart Yeni Bedenin Oluşumu Hazırlayan Faktörler

Bedenin cinsiyeti, varlığın tatbikatında önemli bir faktördür. Erkek ve kadın farkı yalnız davranışta değil, esasen bedene bağlı tesirler ağında çok belirgin bir sınırlamayı getirmektedir. Bu yüzden, bir kaç enkarnasyon boyunca erkek olarak bedenlenen bir varlığın birden kadın olarak yeniden dünyaya gelmesi, veya bunun tersi ancak çok özel şartlar altında mümkündür. Genellikle ilk aşamalarda, ilk enkarnasyonda bedenin cinsiyeti ne ise, aynı cinsiyetin devam ettirilmesi gerekli olmaktadır. Daha ileri seviyelerde bile, cinsiyeti bir evvelkinden farklı bir bedene enkarne olması gerektiğinde, varlık uzun bir süre spatyumda alıştırma devresi geçirmek zorundadır. Her iki cinsiyetin tesir özelliklerine uyum sağlayıncaya kadar bu alıştırmalar devam eder. Zaten bu meyanda varlık reenkarnasyon zincirini de tamamlamak üzeredir ve son devrelerde bu değişiklik gerektiğinde uzun bir beklemeye gerek kalmaz.
Spatyum devresindeki varlıklarda, fizik bedene bağlı genetik özellikler ve hormonlar olmamasına rağmen, cinselliğe dair belirgin bir farklılaşma görülür. Kendisini kadın veya erkek olarak hisseden bu varlıklar, aslında az önce belirttiğimiz gibi belirli bir tesir alanı içinde oldukları için, bir önceki yaşamlarına ait intibalarını devam ettirmektedirler. Bu özellik aynı zamanda spatyuma ait sübtil bedenlerinde de vardır. İmaj olarak bu özelliğe uygun bir beden formunda görünürler. Tekamül seviyesi arttıkça, bu bağımlılık gevşer ve ileri seviyeden olanlarda bu gibi cinsel temayüller kaybolur.
Dünya yaşamlarında önemli cinsel sapmalar gösteren insanların bu alışkanlıklarına spatyum devresinde de devam ettikleri bilinmektedir. Ancak, şunu da belirtelim ki, gerçek anlamda cinsel ilişkiye astral ortamın yalnız belirli bazı bölgelerinde rastlanmaktadır. Spatyum ile ilgili böyle bir olay yoktur. Fizik ortama çok yakın yoğun astral bölgelerde, cinsel duyguları oluşturabilen imajinasyon sahaları yaratılabilmektedir. Bu mizansenin bazı durumlarda ilkel varlığa üst düzeyden bir tesiri iletebilmek için gerekli sempatizasyonu sağlamak ve tesiri transforme edebilmek amacıyla hazırlandığı kanaatindeyim. Dünyada iken vecd haline geçen ilkel varlıklarda görülen cinsel hazlar ve orgazm belirtileri buna bir örnek sayılabilir.
Irk faktörü de burada belirtilmesi gereken bir özelliktir. Ancak, kaba bir renk ayırımıyla bir sonuca varılmaz. İnsan ırkları, genetik yapıdaki küçük farklılıklarda ortaya çıkar. Bu yapısal farklar ne kadar belirgin olursa, birinden diğerine intibak edebilmek varlık için o kadar zor olacaktır. Mesela, insanınkine en yakın olan hominid türü maymun bedenine insan seviyesindeki bir varlığın enkarne olabilmesi imkansızdır. Zira, uzun bir süre geçiş döneminde ancak insan bedenine uygun bir sempatizasyon alanına alıştırılmıştır. Bunun gibi, başlangıçta varlık ancak belirli bir insan ırkının genetik kodlarına sempatize olabilir. Birinden diğerine geçiş daha sonraki enkarnasyonlarında mümkündür. Fakat, bu geçiş esnekliği hiç bir zaman geriye dönüşe imkan verecek nitelikte değildir. Yani, bir kere insan bedenine enkarne olacak duruma gelen varlığın, daha sonra önceden kullanmış olduğu hayvan bedenlerine sempatize olabilmesine imkan vermez. Kısaca, artık hayvan değildir, geçiş dönemi varlığı da değildir, bir insandır.
Cinsiyet ve ırk, fizik bedenle ilgili faktörlere bağlıdır. Diğer faktörler ise toplumsal niteliktedir. Toplumsal değer yargıları içinde kullanılan dilin semantiği, inancı oluşturan sembolizmin, davranışları belirleyen örf ve adetlerin temelindeki arşetipler başlangıçta tek bir formasyona tabi değildir. Bunlar belirli kombinezonlar içinde birleşmiştir. Her bir kombinezon, belirli varlık gruplarının ilk insan bedenine enkarnasyonundan önce, geçiş döneminde ortaya çıkar.
Psikolojik antropolojinin temel konularından biri olan atavizm ve atavistik eğilimler ile arşetiplerin oluşumu, bir varlığın hangi kombinezona dahil olduğunu gösterecektir. İlk enkarnasyonlarda bunlar çok belirgindir. Aynı kombinezona sahip varlıklar daima aynı toplumda doğup ölürler. Daha ileri safhalarda ortaya çıkan dil, din, örf, adet gibi farklılıkların kaynağı bu kombinezon farklarındadır.
Örnek olarak, semitik dillerin semantiği ile bu dilleri kullanan toplumlardaki din sembolizmi ve vahiy mekanizması seçilebilir. Bu toplumlarda kapalı bir reenkarnasyon zinciri vardır. Çünkü, buna uygun kombinezona sahip varlıkların ortak bir tekamül seyrinden geçmeleri zorunlu olmuştur. Bunun gibi bir kaç kapalı sistem daha vardır ve varlık başlangıçta hangi sisteme uygun ise, o sistemde uzun bir reenkarnasyon devresi geçirmek zorundadır. Birinden diğerine sıçrayamaz. Bu sıçrayışa uygun hale gelmesi için, sistemin temelinde yatan esas prensipleri kavraması gerekir.
Ekminezi deneylerinde veya bedensiz varlıklarla kurulan irtibatlarda bu özelliği açıkça görmek mümkündür. Kaydırak taşı gibi, önce Afrika'da bir zenci, sonra Japonya'da bir budist, daha sonra İsrail'de bir musevi ve şimdi de İrlanda'da yaşayan bir kelt sıçramalarıyla enkarnasyonlarını sürdüren bir varlık bulamazsınız. Ancak, özel sebeplerden dolayı bir sistemden benzeri olan diğerine geçiş halindeki varlıklar bulunabilir. Bunlar da yeni sistemin içinde enkarne olduktan sonra ilk hayatlarında genellikle çevreyle uyumsuzluk halini yaşarlar. Burada anlaşılıyor ki, uzun süreli spatyum devreleri bile varlığın bir sistemden diğerine sıçrayabilmesi için yeterli değildir. İçinde doğduğu toplumun kendi değer yargılarından farklı bir yapıya sahip olduğunu hisseden bu insanlar, içgüdüsel bir biçimde kendilerine benzeyenleri, yani aynı değerlere sahip olanları arayacaklardır.
Semantik bakımdan dillerin birbirine olan benzerlikleri arttığı oranda, dinsel sembolizmin de benzediği görülür. Bu benzerlikler sayesinde ileri seviyedeki varlıklarda bir sistemden diğerine kayma kolaylaşır. Yine belirtelim ki, burada asıl faktör tekamül seviyesidir.
Dinlerin birliğinden, evrensel sevgiden dem vuran insanların bu davranışlarına bakıp sistem değiştirebilecek seviyeye geldiklerini zannetmek hatalıdır. Nitekim, bu insanları yakından incelediğimizde, birlik ve sevgi kavramlarını tanımlarken, yine ister istemez belirli bir semantik içinde kaldıklarını ve belirli bir dinsel sembolizmi seçtiklerini görüyoruz. Spatyum devresinde de durum aynıdır. Medyumla irtibat kuran varlığın kullandığı dil değil, hangi semantik yapıya göre tesir gönderdiği dikkate alınmalıdır. Çünkü, irtibatlarda morfolojik ve sentaks özellikler ikinci plandadır.
Kısaca, dil, din ve etnolojik özellikler bir varlığın enkarnasyonunda vazgeçilmez değerler olarak belirir. Adana'nın bir köyünde yaşayan duvarcı Recep efendi, büyük bir ihtimalle yine benzeri bir ortamda çiftçi Mehmet efendi olarak ikinci yaşamına devam edecektir. Bu adamın bir sonraki enkarnasyonunda, Stockholm'de kral naibinin kızı olarak dünyaya gelmesini bekleyemeyiz. Bu gibi varsayımlar fanteziden ibarettir. Çünkü, çiftçi Mehmet efendi öldükten sonra spatyumda kendi ait olduğu sistemin varlıklarına sempatize olur ve orada da aynı değer kombinezonu içindedir. Ola ki, tekamülü seyrinde böyle bir sıçramayı gerektiren icab bulunsun. O zaman yine değerler sisteminde eskisine yakın bir sisteme sıçrayacaktır. Zira, insan seviyesinde bir varlık için sempatize olabilmek kesin ve dar sınırlı şartlara bağlıdır.
Varlıklar tekamül ettikçe, enkarne oldukları ortamların da tatbikat çeşidine daha fazla imkan veren bir biçimde olması gerekir. Keza, bedensel özellikleri de bu doğrultuda dikkate alınmalıdır.
Cinsiyet, ırk, dil, din, örf ve adetler gibi özelliklerin bir varlığın reenkarnasyonunda bu kadar etkili olabilmesi mübalağalı görülebilir. Fakat, yapılan gözlemler bizde bu kanaati uyandırmıştır. Varlığın tekamül seviyesi ne kadar geri ise, bu kriterlere bağlı bir enkarnasyondan geçmesi de o kadar zorunlu gözükmektedir. Burada dinsel sembolizm ve dil semantiğinin önemini tekrar belirtmeye gerek duyuyorum. Zira, bu iki unsur son aşamalarda bile varlığın etkisinden kurtulamadığı bir bağımlılık niteliği taşımaktadır.
Bu sonuçların ışığında, bazı asılsız varsayımları da belirtmek gerekir. Bir önceki yaşamında başka bir cinsiyette olduğunu, çok değişik bir ülkede yaşadığını, şimdikinden farklı bir dine ve dile sahip olduğunu iddia edenlerin, halen yaşayış biçimlerini inceden inceye araştırmadan söylediklerini kabul etmek safdillik olur. Büyük bir ihtimalle, bu iddialar o kişinin içinde bulunduğu teşevvüş halinden, idrak yetersizliğinden ve psikolojik bozukluklarından kaynaklanmaktadır.
Bu iddialarını daha da devasa boyutlara ulaştırıp başka bir planetten geldiklerini, filanca ünlü kişinin reenkarnasyonu olduklarını savunanların ise öncelikle psikiatrik bir tedaviye muhtaç oldukları düşünülmelidir.
İleri tekamül düzeyinde olan varlıklar, bu dünyaya enkarne oldukları zaman, reklama gerek duymaksızın kendi bildikleri yolda işlerini aksatmadan tamamlayıp ayrılırlar. Bunların melek, cin, uzaydan gelme olmalarına gerek yoktur. Zaten böyle bir sempatizasyon imkanı da yoktur. Kimine göre “vazifeli” diye adlandırılan bu varlıklar da insan seviyesindedirler, aynı tekamül zincirindendirler ve onların da kendilerine göre öğrenmekte oldukları bir şeyler vardır.
Bu dünya gerek fiziksel yapısı ve mevcud beden formları ile, gerekse barındırdığı insan topluluklarının ortak aurası sebebiyle, bir başka tekamül zincirinden olan varlığın insan bedeni formunda enkarnasyonuna imkan vermez. Bu gibi bedenlenme olaylarına ancak siklus sonlarında rastlanır ve zaten bu varlıkların enkarne olmaları da siklusun tamamlanmasında gerekli olmalarından dolayıdır. Birer katalizör vazifesi görürler. Bizim bildiğimiz tarih, kendi siklusumuzun tarihidir. Bazı devrelerde ve çok nadiren de olsa bu gibi bedenlenme örneği gösteren yerlerde, dikkat edilirse çok kısa zamanda oradaki toplum tümüyle helak olmuştur, bitmiştir. Bu sebeple, bunlara bazen “işi çabuk bitiriciler” denmesi yerinde bir deyimdir.
Bunlardan tamamen ayrı olarak, “vazifeli” olduğunu söyleyen veya söyletenlerin hepsi, ister uzaydan geldiklerini, isterse melek olduklarını iddia etsinler, sonuçta yaptıkları işlere göre asıl sıfatlarına layık olduklarını hemen ortaya koyarlar. Nadir de olsa, bazen bu gibi insanların içinde bulundukları durumu teşhis etmek klinik yöntemlerle mümkün olmayabilir. Zira, birkaç enkarnasyon boyunca devam edebilen uzun süreli obsesyonlarda, varlığın ruhsal analizi o kadar güç olur ki, kendisi bile durumunun zerre kadar farkında değildir.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Seçenekler
Stil


Benzer Konular

Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Elveda Rumeli 33. bölüm / 2 .kısım ceyLin Elveda Rumeli 0 17 November 2008 16:05
Elveda Rumeli 16. bölüm / 3 .kısım ceyLin Elveda Rumeli 0 17 November 2008 13:50


Saat: 09:50


Telif Hakları vBulletin® v3.8.9 Copyright ©2000 - 2020, ve
Jelsoft Enterprises Ltd.'e Aittir.
Tipobet Kameralı Sohbet Süpertotobet istanbul escort istanbul escort Bahis Siteleri Bahis Siteleri Bahis Siteleri Bahis Siteleri Bahis Siteleri Bahis Siteleri Betvole tipobet365 elexbet canlı maç izle elexbet giriş hiltonbet canlı hiltonbet hiltonbet tv hiltonbet pashagaming giriş ngsbahis tv ngsbahis güncel giriş Bakırköy escort Ataköy escort Avcılar escort goldenbahis tv betmatik giriş elexbet giriş hiltonbet sex hikaye porno seyret buca escort bedava bonus İnterbahis Gorabet Goldenbahis Fenomenbet Betper Betpas Betpark Arzbet Sultanbet megabahis grbets kolaybet belugabahis eyüp escort beylikdüzü escort çorlu escort izmir escort istanbul escort bayan konya escort bayan sex hikaye

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.0 PL2